SPONSOR

Kolektif Kitap’tan, Çiğdem Erkal’ın çevirisiyle yayımlanan ünlü seyahat yazarı Jan Morris’in romanı ‘Hav’, büyüleyici bir kitap. Çünkü var olmayan bir şehri insan ancak bu kadar merak edebilir… ‘Hav’, İstanbul’a bir yanıyla benziyor. Aslında Ortadoğu’nun, Akdeniz’in pek çok şehrinin yarı homojen bir karışımı gibi ama Morris’in İstanbul’u, Türkiye’yi iyi tanıdığı aşikâr. Merak edip Google’a yazıyorum, 1978’de gelmiş İstanbul’a. ‘City of Yok’ (Yok Şehri) başlıklı bir yazı yazmış. Sonrasında The Guardian’a “İstanbul kadar, kültür kenti sıfatını hak eden bir şehir daha yoktur” dediği bir yazı daha yazmış. Jan Morris’in bir seyahat yazarı olması elbette bu birbirinden farklı kültürleri bir arada ve geçişken bir şekilde anlatmasını sağlıyor. Yarattığı kentte Haçlı Seferleri’nin, Arapların, Rusların, İngilizlerin, Türklerin, Çinlilerin izleri var. Jan Morris, bir seyahat günlüğü türünde yazdığı romanda, bu kurgusal kentin faunasını, florasını, gündelik alışkanlıklarından mimarisine kadar betimliyor. İnsanların gerçekliğinden şüphe etmemesi okurken sizi hiç şaşırtmıyor.
1985’te yayımlanan ‘Hav’a Mektuplar’, seyahat acentelerinde küçük bir krize neden oluyor çünkü insanlar kitabı okur okumaz Hav’a bilet bulmak için acenteleri aramaya başlıyor. Belki de bu yüzden İngilizce baskısının kapağında ‘Hav: Bir Roman’ yazıyor. Hav o kadar gerçek bir şehir ki, içindeki gerçeküstülüğüne bile inandırıyor insanı. Jan Morris, Hav’a hem bir geçmiş hem de bir gelecek yazıyor. İnsanları, insanlarının huyları, sokakları, sokakların kokuları, sesleri, her şeyiyle ancak tüm bunları yakından izlemiş bir insanın yazabileceği somutlukta bir şehir resmi çiziyor. Bir yanıyla absürd, bir yanıyla fena halde gerçek. Hz. Ebubekir’in soyundan gelen 125’inci halife Namık Abdülhamit de orada yaşıyor, Hitler’in de yolu oradan geçmiş. Freud’un, Marco Polo’nun, D.H. Lawrence’ın, Korsakov’un, George Sand’in, Atatürk’ün, Le Corbusier’nin, Troçki’nin, Wagner’in, Hitler’in de ziyaret ettiğini, en ünlü yapılarından birini Le Corbusier’nin çizdiğini, Atatürk’le Arabistanlı Lawrence’ın burada buluştuğunu yazıyor.
Morris Hav’dan bir uğultu eşliğinde gidiyor. 2005’te ‘Hav’dan Son Mektuplar’ı yazıyor Morris. Artık orası Mirmidonların Hav’ı. Okuduğumuz kitap bu iki bölümü içeriyor. 2005’te ‘müdahale’ oluyor Hav’da. Dışa kapalı, gökdelenlerle örülü, tarihi yakılıp yıkılıp yerine renkli ve yüksek beton binalar inşa edilmiş, ortasında devasa bir otel olan ve teokrasiyle yönetilen bir şehre dönüşüyor. Bildiğimiz distopik romanların arasına ‘Hav’ı da koyacağımıza şüphem yok. Nedeni ise Ursula K. LeGuin’in Hav’a yazdığı önsözde gizli: “Ciddi bilimkurgu eserleri hayal ürünlerinin değil, bir gerçekçiliğin biçemidir; ‘Hav’, alternatif bir coğrafyanın ne kadar kullanışlı olabileceğine mükemmel bir örnek.” Morris, 2005’te geri dönüyor Hav’a, gökdelenlerle sarılmış, normalde bir kereliğine çıkan ve ancak şanslı insanların yiyebildiği kar dağçileği, 2005’te dört mevsim yetişip, konserve kutularda satılıyor. Çünkü GDO’lu tohumlar kullanılıyor…
‘Hav’ öyle bir kitap ki, bitirir bitirmez başa dönüp yeniden okumak istiyorsunuz. Bir şey kaçırdım mı, bir detayı atladım mı hissi yakanızı bırakmıyor. Nitekim tekrar başa döndüğümde, girişinde “Ben de tıpkı Tolstoy gibi yaptım ve tren akşam vakti eski hudutta durunca trenden aşağı atladım” yazdığına o kadar da dikkat etmediğimi fark ediyorum. Sonsözde Morris, ‘Hav’ın bir alegori olduğunu ancak ne anlama geldiğini okurun bulması gerektiğini söylüyor. Morris Doğu’yu, Batı’yı, her haliyle tanıyan, zamanın iki yanına da bakabilen bir yazar; Ursula K. LeGuin’i de arkama alırsam, ‘Hav’ı okumamak gerçekten büyük bir kayıp.

Doğu ve Batı’ya, geçmiş ve geleceğe aynı anda bakabilmekHAV
Jan Morris
Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
Kolektif Kitap, 2021
359 sayfa, 48 TL.

SPONSOR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here